Posts Tagged ‘gazel’

20
Şub

Bir Sultanın Muhasebesi

   Yazar: Fahri Kaplan    Kategori Edebiyat, Tarih

Kânûnî Sultan Süleyman Han -aleyhi’r-rahmeti ve’l-gufrân- yazdığı üç bin civarı şiirle en çok şiir yazan divan şairlerinden biridir. Şiirlerinde “Muhibbî” mahlasını kullanmıştır. Divan’ı Coşkun Ak Hoca tarafından hem latin harfleriyle transkribe edilerek hem de günümüz Türkçesiyle beyitlerin mânâları verilerek yayınlanmıştır. Ben son dönemlerde zaman zaman, Sultan’ın şiirlerinden seçmelerin yer aldığı bir çalışma olan İskender Pala’nın “Muhteşem Şâir Muhibbî” başlıklı kitabından şiirler okuyorum. Çalışmada İskender Pala, Muhibbî’den 100 şiir seçerek, hem şiirlerin aslını latinize hâlde vermiş, hem de günümüz Türkçesi ile beyitleri açıklamış. İşte, bu eserde okuduğum bir gazel, cihan padişahı Sultan’ın kendisini muhasebe ettiği güzel şiirlerinden biri olduğu için dikkatimi, ilgimi çekti ve Sultan’a olan sevgimi daha da arttırdı. Bu güzel şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum:

                    GAZEL

Şâh olup ey dil eger kılmayasın adl ile dâd

İki âlemde mukarrer olısarsın nâ-murâd

(Ey gönül, padişah olduğun halde adalet ve doğruluk ile hükmetmez isen, elbette iki alemde muradına ulaşamayanlardan olursun.)

Mûr gibi pâymâl ettirme gel miskinleri

Saltanat geçer Süleymân dahi olsan hemçü bâd

(Gel, miskinleri karınca gibi -ayak altında- ezdirme. Süleyman dahi olsan saltanat rüzgâr gibi geçer.)

Gözi yaşın her fakîrin zulm ile bahr eyleme

Padişâh-ı dehr olmakdansa yeğdür yahşi âd

(Zulmederek her fakirin gözyaşını deniz eyleme, dünyaya padişah olmakdansa iyi bir ad [bırakmak] [daha] iyidir.)

Dehr elinden ey gönül gam çekdügüme gam yeme

Bunu fikr eyle kim almışdur bu dünyâdan murâd

(Ey gönül bu düntyanın elinden gam çektiğime gam yeme! Bu dünyadan muradını kğim almıştır, bunu düşün!)

Ey Muhibbî etme dünyâ fikrini an âhirün

Kande gitti Hüsrev ü Cemşîd ü Dârâ Keykubâd

(Ey Muhibbî! Dünya fikrini etme, ahiretini [akıbetini] an. Nerde Hüsrev, Cemşid, Dârâ, Keykubâd [gibi padişahlar]; [hepsi] gitti.)

 

Kaynaklar:

– İskender Pala, “Muhteşem şair Muhibbî”, Kapı Yayınları, 1. Basım, Mart 2011, İstanbul.

– Ferit Develioğlu, “Osmanlıca-Türkçe Ansiklopadik Lügat”, Aydın Kitabevi, 24. Baskı, 2007, Ankara.

Fahri Kaplan

Tags: , , , ,

       Bugün daha ziyade “divan şiiri” olarak tabir ettiğimiz klâsik Türk şiiri, bazı şairlerin elinde iç içe manalarla bir girdabı andırırken bazı şairlerde de ses unsurunun öne çıktığı bir şiir olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğrusu bu şiir, gerek ses, gerek mânâ, gerek belâgat vb. açılardan çok doyurucu ve çeşitli örnekler vermiştir. Bu yazıda ele alacağımız şiir örneği ise kafiyedeki ses tekrarlarıyla dikkat çeken “kendine has/müstesnâ” bir şiir örneğidir. “Ferruh” mahlaslı şâire ait bu şiirin metnini, İskender Pala’nın “Divan Şiiri Antolojisi” adlı eserinden almış bulunuyoruz. (İskender Pala, Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi, Ötüken Yayınları, İstanbul 1999, sayfa 290)

      Dilerseniz önce şiiri okuyalım ve ardından üzerinde konuşalım:

        GAZEL-İ FERRUH

Bir kezin hâlime ey şeh bak a bak bak bak a bak
Beni cevr odına yeter yak a yak yak yak a yak

Dün ü gün odda durur uş bu cefâ sac ayağı
Kaynadım gam kazanında laka lak lak laka lak

Dil ü cânın kahrın odına tutuşur kav gibi
Bu cefâ çakmağı dostum çak a çak çak a çak

Mihnetinden feleğin bir demir örs oldu yürek
Dokunur gam çekici tak taka tak tak taka tak

Eyle Ferruh kuluna şâhım inâyetle nazar
Boynuma zülf kemendin tak a tak tak tak a tak

*****

   Şiirde söylenenler ve anlatım üzerine değerlendirmelere geçmeden önce şiirin kafiyesinin yansımalı seslerin tekrarlarıyla oluşmuş olması ve bu tekrardan oluşan -neredeyse tabîî- âhenk dikkatinizi çekmiş olmalıdır. Bu ritim üzerinde beyitleri değerlendirirken de durmak niyetindeyiz. Ancak bu şiiri kendine has kılan bu özelliği en başta da belirtmeden geçmek istemedik.

       Şimdi beyit beyit şiiri ele alalım:

1. Bir kezin hâlime ey şeh bak a bak bak bak a bak

     Beni cevr odına yeter yak a yak yak yak a yak

       Mânâ: “Ey sevgili bir kez hâlime bak ve beni cevr (sıkıntı, cefâ) ateşinde yak, yeter [artık]!”

   Şair, sevgilinin yüz vermeyişinden şikâyetçi. Klâsik Türk şiirinde genellikle âşık sevgilinin cefâsından şikâyet etmez. Hatta çoğu kez onu lütuf bilir ve insanı olgunlaştıran aşk sürecinin tabîî bir hâli sayar ve seve seve kabullenir. Âşık için asıl kötü olan sevgilinin ona yüz vermemesi, onu muhatap almamasıdır. Burada da şair adeta: “Yeter, artık hâlime bak benimle biraz ilgilen ve beni gerekirse aşkının cefâ ateşinde yak, pişir olgunlaştır. [Bana istediğin cefâyı et, ama ne olur bir kez hâlime bak.]” demekte. “Bak a bak bak bak a bak” ifadesindeki ritmik seslerle sevgiliye dikkat çekici bir sesleniş çağrıştırılmış olunuyor. “Yak a yak yak yak a yak” kısmı ise yakmak fiiili etrafında bu ritmik sesin kafiyesi ve tamamlayıcısı durumunda.

            (bir sonraki yazıda devam etme ümidiyle…)                           Müellifi: Fahri Kaplan

Tags: , ,